Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 12
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 3 Gün Gelmedi
abdullahank 155 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 244 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 249 Gün Gelmedi
atlantis 270 Gün Gelmedi
baris dursun 270 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 279 Gün Gelmedi
adacala 280 Gün Gelmedi
admin 282 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 282 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
Mete Özdemir
Yazar Fakir - Aralık 31 2013 - 00:16:01
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
METE ÖZDEMİR
DOĞRU SEÇİM

Berfo Ana Yerel seçimlere kısa bir süre kaldı ve siyasi partiler ülke genelinde çalışmalarını hızlandırarak Belediye Başkanlığı için aday göstermeyi düşündükleri isimleri yavaş yavaş netleştirerek kamuoyuna açıklamaya başladılar. Sona yaklaşılan çalışmalarda en dikkat çekici nokta, birçok bölgede Belediye Başkanlıkları için yeni isimler aday gösterilirken, bazı merkezlerde yeni aday arayışına girmeye bile gerek duyulmadan, mevcut Belediye başkanlarıyla seçimlere gidiliyor olmasıdır.
Parti teşkilatları uzun çalışmalar neticesinde ve ince eleyip sık dokuyarak aday arayışlarını bitirir bitirmez, istenen donanım ve misyona sahip adaylarını peşi sıra kamuoyuna açıklamaya başladılar. Kimi bölgelerde Belediyecilik tecrübesi olan birçok isim tekrar seçmenin karşısına konulurken, kimi yerlerde de, kamuoyunun aşina olduğu yeni yüzler belirlenmiş durumda. Halen Belediye başkanlığı görevinde bulunan isimleri yeniden aday göstermenin altında yatan neden kaybetme kaygısı ve buna bağlı olarak oluşabilecek riskleri ortadan kaldırmaktır. Oysa bu gibi tercihlerin bölgesel bazda hayal kırıklığı yaratabileceğini kimse görmek istemiyor. Aynı adaylarla başarıyı yakalayabileceklerine o kadar eminler ki, daha önceki Belediye başkanlıkları döneminde elle tutulur hiçbir icraat gerçekleştiremeyen, taş üstüne taş koyamayan yetersizliklerine rağmen, yeniden aday olarak seçmenin iradesine sunmaktan tereddüt bile etmiyorlar. Seçmenin artık eski seçmen olmadığı, sorgulayan ve kendine verilenin karşılığını verebilecek kadar objektif olduğunu ve bütün bunları süzgeçten geçirerek karar verebilecek bir bilince sahip olduğunu göz ardı ediliyor. Bu şekilde seçmeni sandık başına çekmek ne kadar işe yarayacak tartışılır. Özellikle Ardahanlı seçmenin Mart 2014'te yapılacak olan Belediye seçimlerinde bunu çok iyi analiz ederek değerlendireceğini ve bugüne kadar Ardahan'ın hiç bir sorununu çözememişlerin tekrar yetki isteklerine en iyi cevabı sandık başına giderek verip veremeyeceğini hep beraber göreceğiz. Ardahan bugün sosyal, ekonomik, alt yapı ve üst yapı eksikliği bakımında içler acısı bir durumdadır ve TOKİ'nin mantar gibi biten binaları dışında en ufak bir yeniliğin yapılmadığı, kocaman bir enkazdır. Eğer yolunuz Ardahan'a düşerse lütfen üşenmeyin, arabanıza atlayın ve özlemlerinizi gidermek adına önce Halilefendi mahallesine gidin, ardında Yeni mahalle, Kaptanpaşa ve Karagöl mahallelerinin arka sokaklarına gidin... Gidin ve ne demek istediğimi göreceksiniz. Her taraf izbe, her taraf kocaman bir hayal kırıklığı barındırıyor. Mahalle sokakları çarşı içerisindeki yollardan daha beter ve tuzaklanmış gibi çakır, çukur. Bozuk yollar mı dersiniz, harabe halde öylece kalakalan yıkık binalar ve sağa sola saçılmış molozlar mı dersiniz... Her taraftan başıboş dolaşan hayvanlar ve diz boyu çamur deryası mı dersiniz... Aman Allah'ım... Ne kadar olumsuzluk görmek istiyorsanız hepsi bir arada ve çocukluğunuzu yaşadığınız o pürü pak görüntülerden uzak, orada duruyor. Sanki başka bir zaman boyutundasınız ve kendi zaman boyutunuza dönmek için kâbus görüyorsunuz. Emin olun ki, daha fazla dayanamayacaksınız ve bir süre sonra aracınızı durdurarak tereddüt geçireceksiniz. Çünkü öyle manzaralar göreceksiniz ki, bir köye mi geldim, yoksa Ardahan'a mı geldim diye etrafınıza bakınarak tanıdık bir sülüet aramaya başlayacaksınız. Ardahan 1992 yılında il statüsüne alınmasına rağmen, hala eski kimliğinden sıyrılamamış, katmanlaşarak üst üste gelen sorunların altında mahsur kalmıştır. Hizmet, sadece Millet Bahçesinin bir kaç yılda düzenlenmesi veya Kura nehir'inin kenarına bir iki bank koymak demek değildir. Halkın yaşam standardını istenen seviyelere taşımak için çalışmaz, halkın ayağına hizmet götürmez iseniz, bir noktadan sonra temsil hakkınız tartışılır duruma gelir. Durum böyle olunca, size o yetkiyi veren seçmenden bir daha oy istemeye hakkınız olmaz... Olmamalıdır.
Şu ana kadar Siyasi Parti teşkilatlarının Ardahan'da açıklamış olduğu adaylar hiç kimseyi şaşırtmadı. Ardahan'da sürpriz sayılabilecek bir aday henüz zikredilmedi ve bu durum farklı aday beklentisi içinde olan Ardahanlı seçmenleri ikna etmiş gibi görünmüyor. MHP, BDP ve DSP henüz bir aday telaffuz etmezken, AKP il teşkilatı mevcut Ardahan Belediye Başkanı Faruk Köksoy ile CHP il teşkilatı ise Ardahan İl Özel İdare genel sekreterliği görevinden kısa bir süre önce istifa eden Mete Özdemir'le yola devam etme kararı almış durumda.
Mete Özdemir Sosyal Demokrat kimliğiyle tanınan, eğitimci bir aileden gelen Ardahan'da sevilip, sayılan bir hemşerimiz. Yıllardır Ardahan ve Ardahanlılar için yaptığı özverili çalışmalar kendisini tarif etmek için yeterli referans olduğu su götürmez bir gerçektir. Biliyorum, şimdi her yerden kendisine saldırılar başlayacak, yerden yere vurulacaktır. Karalama kampanyaları başlatılarak çarşaf çarşaf yazılar döşenecek ve halkın nazarında itibarsızlaştırılmaya çalışılacaktır. Bütün bunların kesinlikle yaşanacağını ve bu tür davranışların siyaseti besleyen çirkin propagandalar olduğunu unutmamak gerekir. Siyaseti kirletmeden, demokratik zeminde hesaplaşmanın daha doğru olacağını kabul etmek büyük bir erdemdir. Halkın özgür iradesiyle tercihini sandığa yansıtacağını unutmayalım. Bugüne kadar herkes sus pus olmuşken, sırf siyasi rant sağlamak adına insanların mahremiyetine kadar inmek tutarlı değildir, çirkindir. Kimileri mevki makam sahibi olur olmaz, Ardahan'a elveda diyerek valizini toplarken, CHP İl teşkilatının aday olarak gösterdiği ve birçok Ardahanlı gibi benimde isabetli bir tercih olduğuna inandığım Mete Özdemir büyük fedakârlıklar göstererek Ardahan'ı terk etmeyi düşünmemiş, hizmet etmek için halkının yanında olmayı seçerek, Ardahan'ı yüzüstü bırakmamıştır.
2014 Mart'ında yapılacak olan Belediye Başkanlığı seçimlerinde Ardahan'ı 30 yıl geri götüren zihniyetten kurtarmak için, Ardahan'ın öz kültüründen yoğrularak siyasi arenaya çıkan Mete Özdemir'in taraflı, tarafsız bütün kesimlerce desteklenmeli ve Ardahan bugünkü enkazdan kurtarılmalıdır.
osmankamaci@hotmail.com

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
BİR BARDAK ÇAY OLSAN…

Alper Akçam Hani derler ya, “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olurmuş…”
Bir bardak çayın hatırı ne kadar acaba?
Biz çaycı bir toplumuz. Kış gecelerimizde, dost toplantılarında, acılı günlerimizde, duygulu zamanlarımızda çaysız yapamayız. Ekmek parası uğruna çıktığımız gurbetle sıla arasındaki bitip tükenmeyen yolculuklarımızın sıkıntısını, sevdiğimiz coğrafyanın ve yavuklunun özlemini, “çay molaları”, “çaylar şirketten” ile kapatırız.
Kuzeydoğu yaylaları çok göç vermiştir. O kavimler konağı yaylaların bağrından kopan hemen her insanımız da hep bir memleket özlemiyle yaşamış, her olanakta günler süren yollara düşmüş, kendisini karayolu politikasına kurban yazmış, ya da kara trenlerde ise kömüre bulanıp çile çekmiştir.
Şimdi uçaklar var; yolculuk kolaylaştı, yollar kısaldı. Yeter ki, paran olsun…
Kimi zaman aksar uçak seferleri; havaalanlarında sorunlar çıkar. 2007 yılıydı… 3. Dursun Akçam Kültür Sanat Günleri sırasında Kars Havaalanı bakıma alınmıştı. Uçakla Erzurum’a iniyor, oradan Ardahan’a geçiyorduk.
Kültür Sanat Günleri hazırlığı telaşı içinde Erzurum’a varmıştım. Hemen bir otobüs bakıp Ardahan’a geçmeliydim. “Ardahan, Ardahan” diye bağıran çığırtana yanaştım, otobüs saatini sordum. “Az sonra ağabeg” dedi, o bildik Erzurum aksanıyla…
Yirmi dakika sonra kalkacağı söylediği otobüsün “az sonra”ları bir türlü bitip tükenmek bilmedi. “Kaptan hastahanaya getti, az sora gelecek” ten, “tekir yaptırıyer”e geçtik. Bezirgân pazarında hangi kapıyı çalsak, bir yalanla kapandı yüzümüze. Bir saat kadar sonra akıl edip elimdeki bilete baktım. “Koç Ardahan” biletiydi bana kesilmiş olan. Ardahan’ı, ilgili firmayı aradım. “Otobüs saat beş buçukta” dediler. Otobüsün 2.30’da kalkacağı söylenerek birçok bilet satılmıştı. Sonra saatler 3.30’a, 4’e değişmişti.
Bileti satan yazıhaneyle, çığırtkanlarla tartışmaya başladık. Benim çıkardığım karışıklıkta diğer yolcular da işe karıştı; olay büyüdü. Otogardaki polisler de katıldı tartışmaya. Çıbanbaşının kim olduğunu anlamış olsalar gerek ki, bana çok kibar davranıp yardımcı olmak istediklerini söylediler. “Oltu Garajı”na gitmek istiyorum” dedim. Bildiğim yollardı. Zamanında yetişirsem, Erzurum’dan Oltu’ya, oradan Göle’ye geçecektim. Ardahan’a da bir şey kalmayacaktı.
Diğer yolcuları yatıştırıp beni polis otosuyla Oltu minibüslerinin durağına bıraktılar.
Şansım vardı! On dakika sonra kalkıyordu minibüs. Zamanında hareket ettik; derin bir nefes aldım. Sorup soruşturarak, arkasından hakkımı arayarak zamanımı üçkâğıtçılara yedirmemiş olmanın keyfiyle oturdum yerime.
Ancak, daha bir saatlik yol bile almamıştık ki, Tortum’a yakın bir benzinlikte, “on beş dakika çay ve istirahat molası!” ile sinirlerim ayağa kalktı.
“Ne molasıymış kardeşim, daha yeni yola çıktık!” dediysem de, kâr etmedi figanım. Kaptanımız da yolcular da çoktan inmiş, çay ocağına, az ötedeki “Cağ Kebap” yapılan küçük lokantaya yönelmişlerdi.
Öfkeyle dolaşıp dişlerimin arasından tıslar gibi konuşuyordum kendi kendime. Zamanını akıllıca kullanmayı, hakkına sahip çıkmayı öğrenemiyordu bu toplum…
Söylenip dolaştıkça sinirlerim iyice zıvanadan çıkmış, başım zonklamaya başlamıştı. Başak kızımın tanımıyla, “Nusret mayın gemisi” olup çıkmıştım.
Birden çay ocağında içilen çayların berraklığı, güzel rengi çarptı gözüme. Bari bir bardak çay içeyim diye girdim içeri. Gerçekten de güzeldi çay. Tam kıvamında demini almış taze bir çaydı; tam da benim sevdiğim gibi, pırıl pırıl yıkanmış bardağın içinde çay taneleri ağır ağır iniyordu dibe doğru. Kırtlama için küçük kırılmış şeker de vardı metal kadehlerde.
Damağımdaki çayda özlemin, kavuşmanın, dostluğun, paylaşmanın o buruk tadı tütüyordu. Çayı içip bitirdiğimde başımın ağrısı epeyce hafiflemişti. Bir çay daha istedim. Büyük bir hazla içtim. Sonra ücretini sordum.
“Canın sağ olsun ağabeg” dedi güleç yüzlü genç garson; “iki bardak çayın parasını almasak ne olur?”
Minibüs kaptanıyla tartıştığımı görmüş müydü acaba? En azından can sıkıntımın ayrımına varmış olmalıydı.
Birden rahatladım, birden ufkuma pırıl pırıl bir güneş doğdu. Yüreğimde, Anadolu insanının güleç ve mert yüzünden kalkan serin dağ rüzgârları esmeye başlamıştı. Lokanta kısmına geçip sudan ucuz bir fiyata eşsiz lezzette bir de cağ kebabı yedim. Dünyalar benim olmuştu.
Kaptanın yanına gidip özür diledim.
Oltu’dan, Kosor’a kadar gidebildim o gün. Sonrası için minibüs saatini geçirmiştim. Ardahan’a telefon ettim. Dursun Akçam Kültürevi’ni birlikte yaptığımız, kendisi de Cılavuz Köy Enstitülü bir öğretmenin çocuğu olan Özkan Durmuş kardeşim yanında bir ustasıyla birlikte çıkageldi bir süre sonra. Onlar gelene kadar ben bir kahvehanenin taraçasında üç dört bardak daha, Tortum’dakinden aşağı kalmayan taze çaylar içtim. Şenkaya sırtlarından akan bereket yüklü bulutları izledim. Yanımdaki masalarda oturan güzel insanların hayat tadındaki söyleşilerine kulak misafiri oldum.
Sıkıntıyla başlamış yolculuğum sılaya ve insanıma kavuşmuş olmanın coşkusuna, sevincine ulaşmıştı.
On gün sonra başlayan Dursun Akçam Kültür Sanat Günleri öncesi uçakla Erzurum’a inen konuklarımızı alan aracımız, Tortum’daki o “Bizim Petrol”de Cağ Kebabı ve çay molası verdi. Reklâmsa, reklâm olsun!

*Bir bardak çay olsan Anadolu yollarında…

Sonra varsan Ardahan’a, on yıldır türlü çeşitli sıkıntıyla açık tutulmuş bir ocakta, Dursun Akçam Kültürevi’nde yetişmiş gençlerin hazırladıkları “Vatan Kurtaran Şaban”ı izlesen. Gençlerimizin kendi yaratıcılıklarıyla güncele taşıdıkları oyunun heyecanını duysan… O pırıl pırıl gençlerin gözlerindeki ışıltıyı, Halk Eğitim Merkezi salonunu dolduran Ardahan halkının alkışlarındaki coşkuyu görsen…
Hayat, sen ancak çayımdaki kavgayla güzelsin…

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
HAZAN RÜZGÂRLARI

Berfo Ana Gün bunaltıcı sıcaklardan arınmış, daha serin anlara teslim olmanın son çırpınışlarındaydı. Haftalar geçmesine rağmen bir yağmur damlası düşmemiş, ateşe duran topraklar yanıp kavrulmaya yüz tutmuştu. Hasat zamanına denk gelen yağmursuz günler biçilen ekinlerin toplanması için iyi bir fırsat olmuş, köylünün işlerini bir an önce kotarmasına yaramıştı.

Seher vakti ayaklanan ahali büyük bir şevkle günlük işlerine koyulmuş, ya bismillah demişti. Tam her şey yolunda gidiyor diye düşünülürken, huzurun sökün ettiği gün sihirli bir el değmiş gibi yerini kızılca kıyamet, öfke dolu gerginliğe bırakmıştı. Sakin bir sabaha uyanan insanlar telaşla yerlerinde fırlamış, olup bitenleri anlamak için köy meydanına akın etmişti. Yaşlısı, genci, erkeği, kadını onlarca insanın beklenmedik bir kavganın içinde olması, günün ruhuna hitap etmemişti, o sabah. Yaşanan kavganın nedenini birçok kimse bilmiyordu ve söylentiden ibaret yarım yamalak bilgi kırıntılarıyla kapı komşu iki çocuğun kavgasıyla başlayıp, aile büyüklerinin olayın içine girmesiyle büyüyerek silahlı çatışmaya dönüştüğü kulaktan kulağa fısıldanıyordu. Yıllarca barış ve huzur içinde yaşamlarını sürdüren köy halkı, o güne kadar önemsiz tartışmalar dışında kayda değer hiç bir hadiseye meydan vermemiş, örnek gösterilmeyi hak etmişti. Ne zamana kadar? Onca emek ve çabanın heba olduğu o uğursuz güne kadar. Yıllarca süregelen huzurun hayal kırıklığıyla sonuçlanması, gölgeliklerde zaman geçirmeye çalışan kaz, tavuk, ördek ve köpeklerin hırçın davranışlarda bulunmasına sebep olurken, duvar diplerinde biten dikenli Kevenlere tutunan birkaç uğur böceğinin keyfini bozmaya yetmemişti. Bir sinek kuşu kadar büyük ve gökkuşağı kadar birçok rengi bir arada taşıyan bir kelebek geniş kanatlarını çırparak sarıpapatyalar üzerinde uçuşurken, adeta bunlardan bana ne der gibi kayıtsızlığını sergiliyordu.

Bekir her sabah babasıyla beraber tarlaya giderdi ya, o sabah evde işleri olduğu için babası onunla bir gün önce hasat ettikleri ekinleri toplamaya gitmemiş, Berfu ananın hazırladığı azık dolu bohçayı eline tutuşturarak tek başına yollamıştı. Bekir saatler sonra tarlada işini kolaylamış, bir eli partal pantolonun cebinde, diğeri omzunda taşıdığı dirgeni kavramış, dalgın dalgın evine ulaşmaya çalışıyordu. Yorgunluk belirtileri her adım atışında kendini gösterse de, tarlada yapılması gereken işleri tek başına ve babası olmadan yoluna koyduğunda kasıla kasıla ve biraz da mağrur bir edayla yürümeye çalışıyordu. Ta ki, emir yağdırırcasına kendisine söylenen Gülistan kadının sesi kulağında yankılandığı o ana kadar…

_ “Bekir, yavrum hele eyleş, eyleş... Buradan geçme yavrum. Bugün diğer yoldan var git evine... Diyerek, gitmesini istediği yolu gösteriyordu. Her şeyden habersiz evine gitmeye çalışan ve daha ergen bile olmayan Bekir neye uğradığını şaşırmış, olup bitenlere anlam vermeye çalışıyordu. Gülistan kadının yüzüne sinen gergin ifade, çaresizlik içinde kıvrandığını gizlemeye yetmiyordu. Bu uyarıyı Bekiri koruma refleksi ile yaptığı her halinde belli oluyordu, fakat içine düştüğü durum karşısında nasıl çaresiz olduğunu göstermiyor, resmen haykırıyordu. Neye uğradığını şaşıran Bekir’in bakışlarına mühür gibi çakılan endişe “neler oluyor,, der gibiydi. Gülistan kadının engelleme çabaları karşısında şok bir kilitlenme yaşasa da, fazla sendelenmeden kendini toparladı ve bir adım geri atarak olayı anlamaya çalıştı.

Boy veren başaklar hafif esintiler karşısında uyumla savrularak dans ederken, yemyeşil bozkırların solgun görüntülere teslim olduğu anlardı. Nereden geldiği anlaşılmayan kurumuş saman kırıntıları hafiften kendini gösteren poyrazın etkisiyle uçuşarak ortalığı daha da içinden çıkılmaz hale getirmiş, yaşanan kargaşaya ayak uydurmaya çalışıyordu. Tıpkı Gülistan kadının Bekire engel olmak için takındığı katı tutum gibi, kararlı ve inatçı... Her taraftan küfürlerle harmanlanan bağırışlar yükseliyor, insanların şuursuzca birbirine uygulamaya çalıştığı şiddetin sonu bir türlü gelmek bilmiyordu. Aralıksız devam eden bağırışlar zaman zaman patlayan silah seslerine karışıyor, felaket rüzgârları bir kâbus gibi her taraftan eserek kulakları tırmalamaya devam ediyordu. Etrafta biriken meraklı bakışlar korku ve endişeyle bir şey yapamamanın aczi içinde kıvranıyor, sadece seyretmekle yetiniyordu. Bekir yaşananları uzaktan seyrederken kendince buna bir anlam vermeye çalışıyordu. Daha birkaç saat önce köyde her şey süt limanken, ne olmuştu da, kasırga gibi yakıp yıkamaya varan bir gözü dönmüşlüğe gelinebilmişti. İşte Bekir bunu anlamakta güçlük çekiyordu. Sabah evden çıkarken ortalık çok sakin, herkes işinde, gücündeydi. Bu kadar kısa sürede neler olmuştu, işte bu resmi bir yere koyamıyordu. Patlamalar ve bağırışlar durmadan devam ediyordu. İnsanlar sağa sola kaçışarak, sıkılan kurşunlara hedef olmamak için sığınacak yer telaşındaydı. Anneler çocuklarını kapı ve pencere kenarlarına yaklaştırmıyor, kapıları arkada sürgüleyerek, gelebilecek tehlikelerden korumaya çalışıyordu. Kimileri merakına engel olamayarak araladığı perdelerin arkasında olup bitenleri görmekte ısrar ediyordu. Gözü kan çanağına dönmüş birçok insan, ellerine geçirdikleri kürek sapı, sivri dişli dirgen, balta ve silahlarla adeta sürek avına çıkmış gibi birbirini kovalayarak en ağır küfürleri savuruyordu. Genç, yaşlı onlarca insanın yüz hatlarında kendini gösteren kin ve nefret, yaklaşan ölüm sessizliğinin sinsiliğini taşıyan bir girdap gibi önüne çıkan her şeyi içine çekerek yok edip yutuyordu. Kör Salih'in bir tarafı göçük ahır duvarının arkasına sinmiş, gözü hiç bir şey görmeyen kirli sakallı birkaç adam tuzaklarına birilerini düşürmenin hararetiyle çömeldikleri yerde taktik belirlemeye çalışıyordu. Ara sıra siper ettikleri Kör Salih'in yarısı göçük ahır duvarının yan tarafından sarkarak görüş sağlıyor, ellerine geçirdikleri ne var ne yok, karşı tarafa fırlatıyorlardı. Kavganın bütün şiddetiyle devam ettiği sırada gür bir ses mahşeri gürültüleri yırtarak ortalığı sessizliğe boğdu.

_ Ola deliganlıysaz garşıma çıkın, avratlar kimi duvarların arkasına pusmayın... Yankılanan ses sanki arkasına sığındıkları duvar olmuş kirli sakallı adamların üzerlerine çökmüştü. Bir an ne yapacaklarını bilemedi, donup kaldılar. Kendilerine edilen hakaretin utancıyla sus pus olmuş, bıçak vursan hiç birinden kan akmazdı. İçlerinde en genç olan Memed buna daha fazla dayanamadı ve dimdik ayağa fırlayarak ortaya çıkmakta tereddüt etmedi.

_ Ola babası yedi köyün çobanı, at hırsızı, merteksiz Veli, sen kime avrat diyorsun? Aha da buradayım, ne diyecen, de şimdi... Kuşağında taşıdığı Alman toplusunu mermisi hazneye sürülmüş vaziyette çekmiş, sağ elinde ateşlemeye hazır bekliyordu. Yanındakilerin bütün çabasına rağmen Memed bir daha duvar dibine sinmedi ve karşılıklı çekilen silahların tetikleri düşürüldüğünde geri dönüşü olmayan bir yola girilmişti. Kadınların feryat, figan çığlıkları en ücra köylerden bile duyulmuştu.

Bekir patlayan silahların yankılanan sesiyle yükselen feryatları duyar duymaz Gülistan kadına hak vermiş, gösterdiği yola yönelmişti. Hiç durmadı ve ayakları beline değerek koşmaya başladı. Soluk soluğa kan, ter içinde eve vardığında kapı ardına kadar açık ve kimseler ortalarda görünmüyordu. Ne Berfu anasından, nede o gün kendisiyle tarlaya gelmeyen babası Memed'ten bir ses seda vardı. Bakındı, olabilecekleri her yere... Bakındı ancak, hiç bir yerde onları bulamadı. İçine bir korku tıp etti. Yoksa yoksa kavga edenler bizimkiler mi diye düşünmeden edemedi. Büyük bir kalabalık uğultularla köyün ortasına doğru koşuyordu, o da koşmaya başladı. Kör Salih'in kapısına varmıştı ki, biriken insan seliyle burun buruna geldi. İnsan kalabalığından hiç bir şey görünmüyordu. Orta yere toplaşanlar ya ağlıyor, ya da dizlerine vurarak hayıflanıyorlardı. Birçok kadın sökün ederek yerde yatan Memed'in etrafında bir halka oluşturmuş, yeri göğü inleten ağıtlar yakmaya başlamıştı. Ağıt yakan kadınlar arasında Berfu anasının haykıran çığlığını duyunca dehşete kapıldı, eli ayağı boşaldı Bekirin. Soluk alışı hızlandı, göğüs kafesi patlarcasına kabarıp kabarıp inmeye başlamıştı.

Son bir gayretle toplanan kadınların arasından başını uzatarak baktığında Babası ağıt yakan kadınların ortasında kanlar içinde boylu boyunca ve hareketsiz yerde yatıyordu. O an Dünya başına yıkıldı, gözleri karardı, ayakta duramadı, olduğu yere yığıldı kaldı Bekir...

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan