Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 41
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 3 Gün Gelmedi
abdullahank 155 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 244 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 249 Gün Gelmedi
atlantis 270 Gün Gelmedi
baris dursun 270 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 279 Gün Gelmedi
adacala 280 Gün Gelmedi
admin 282 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 282 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
HAZAN RÜZGÂRLARI
Yazar Fakir - Aralık 10 2013 - 10:40:14
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
HAZAN RÜZGÂRLARI

Berfo Ana Gün bunaltıcı sıcaklardan arınmış, daha serin anlara teslim olmanın son çırpınışlarındaydı. Haftalar geçmesine rağmen bir yağmur damlası düşmemiş, ateşe duran topraklar yanıp kavrulmaya yüz tutmuştu. Hasat zamanına denk gelen yağmursuz günler biçilen ekinlerin toplanması için iyi bir fırsat olmuş, köylünün işlerini bir an önce kotarmasına yaramıştı.

Seher vakti ayaklanan ahali büyük bir şevkle günlük işlerine koyulmuş, ya bismillah demişti. Tam her şey yolunda gidiyor diye düşünülürken, huzurun sökün ettiği gün sihirli bir el değmiş gibi yerini kızılca kıyamet, öfke dolu gerginliğe bırakmıştı. Sakin bir sabaha uyanan insanlar telaşla yerlerinde fırlamış, olup bitenleri anlamak için köy meydanına akın etmişti. Yaşlısı, genci, erkeği, kadını onlarca insanın beklenmedik bir kavganın içinde olması, günün ruhuna hitap etmemişti, o sabah. Yaşanan kavganın nedenini birçok kimse bilmiyordu ve söylentiden ibaret yarım yamalak bilgi kırıntılarıyla kapı komşu iki çocuğun kavgasıyla başlayıp, aile büyüklerinin olayın içine girmesiyle büyüyerek silahlı çatışmaya dönüştüğü kulaktan kulağa fısıldanıyordu. Yıllarca barış ve huzur içinde yaşamlarını sürdüren köy halkı, o güne kadar önemsiz tartışmalar dışında kayda değer hiç bir hadiseye meydan vermemiş, örnek gösterilmeyi hak etmişti. Ne zamana kadar? Onca emek ve çabanın heba olduğu o uğursuz güne kadar. Yıllarca süregelen huzurun hayal kırıklığıyla sonuçlanması, gölgeliklerde zaman geçirmeye çalışan kaz, tavuk, ördek ve köpeklerin hırçın davranışlarda bulunmasına sebep olurken, duvar diplerinde biten dikenli Kevenlere tutunan birkaç uğur böceğinin keyfini bozmaya yetmemişti. Bir sinek kuşu kadar büyük ve gökkuşağı kadar birçok rengi bir arada taşıyan bir kelebek geniş kanatlarını çırparak sarıpapatyalar üzerinde uçuşurken, adeta bunlardan bana ne der gibi kayıtsızlığını sergiliyordu.

Bekir her sabah babasıyla beraber tarlaya giderdi ya, o sabah evde işleri olduğu için babası onunla bir gün önce hasat ettikleri ekinleri toplamaya gitmemiş, Berfu ananın hazırladığı azık dolu bohçayı eline tutuşturarak tek başına yollamıştı. Bekir saatler sonra tarlada işini kolaylamış, bir eli partal pantolonun cebinde, diğeri omzunda taşıdığı dirgeni kavramış, dalgın dalgın evine ulaşmaya çalışıyordu. Yorgunluk belirtileri her adım atışında kendini gösterse de, tarlada yapılması gereken işleri tek başına ve babası olmadan yoluna koyduğunda kasıla kasıla ve biraz da mağrur bir edayla yürümeye çalışıyordu. Ta ki, emir yağdırırcasına kendisine söylenen Gülistan kadının sesi kulağında yankılandığı o ana kadar…

_ “Bekir, yavrum hele eyleş, eyleş... Buradan geçme yavrum. Bugün diğer yoldan var git evine... Diyerek, gitmesini istediği yolu gösteriyordu. Her şeyden habersiz evine gitmeye çalışan ve daha ergen bile olmayan Bekir neye uğradığını şaşırmış, olup bitenlere anlam vermeye çalışıyordu. Gülistan kadının yüzüne sinen gergin ifade, çaresizlik içinde kıvrandığını gizlemeye yetmiyordu. Bu uyarıyı Bekiri koruma refleksi ile yaptığı her halinde belli oluyordu, fakat içine düştüğü durum karşısında nasıl çaresiz olduğunu göstermiyor, resmen haykırıyordu. Neye uğradığını şaşıran Bekir’in bakışlarına mühür gibi çakılan endişe “neler oluyor,, der gibiydi. Gülistan kadının engelleme çabaları karşısında şok bir kilitlenme yaşasa da, fazla sendelenmeden kendini toparladı ve bir adım geri atarak olayı anlamaya çalıştı.

Boy veren başaklar hafif esintiler karşısında uyumla savrularak dans ederken, yemyeşil bozkırların solgun görüntülere teslim olduğu anlardı. Nereden geldiği anlaşılmayan kurumuş saman kırıntıları hafiften kendini gösteren poyrazın etkisiyle uçuşarak ortalığı daha da içinden çıkılmaz hale getirmiş, yaşanan kargaşaya ayak uydurmaya çalışıyordu. Tıpkı Gülistan kadının Bekire engel olmak için takındığı katı tutum gibi, kararlı ve inatçı... Her taraftan küfürlerle harmanlanan bağırışlar yükseliyor, insanların şuursuzca birbirine uygulamaya çalıştığı şiddetin sonu bir türlü gelmek bilmiyordu. Aralıksız devam eden bağırışlar zaman zaman patlayan silah seslerine karışıyor, felaket rüzgârları bir kâbus gibi her taraftan eserek kulakları tırmalamaya devam ediyordu. Etrafta biriken meraklı bakışlar korku ve endişeyle bir şey yapamamanın aczi içinde kıvranıyor, sadece seyretmekle yetiniyordu. Bekir yaşananları uzaktan seyrederken kendince buna bir anlam vermeye çalışıyordu. Daha birkaç saat önce köyde her şey süt limanken, ne olmuştu da, kasırga gibi yakıp yıkamaya varan bir gözü dönmüşlüğe gelinebilmişti. İşte Bekir bunu anlamakta güçlük çekiyordu. Sabah evden çıkarken ortalık çok sakin, herkes işinde, gücündeydi. Bu kadar kısa sürede neler olmuştu, işte bu resmi bir yere koyamıyordu. Patlamalar ve bağırışlar durmadan devam ediyordu. İnsanlar sağa sola kaçışarak, sıkılan kurşunlara hedef olmamak için sığınacak yer telaşındaydı. Anneler çocuklarını kapı ve pencere kenarlarına yaklaştırmıyor, kapıları arkada sürgüleyerek, gelebilecek tehlikelerden korumaya çalışıyordu. Kimileri merakına engel olamayarak araladığı perdelerin arkasında olup bitenleri görmekte ısrar ediyordu. Gözü kan çanağına dönmüş birçok insan, ellerine geçirdikleri kürek sapı, sivri dişli dirgen, balta ve silahlarla adeta sürek avına çıkmış gibi birbirini kovalayarak en ağır küfürleri savuruyordu. Genç, yaşlı onlarca insanın yüz hatlarında kendini gösteren kin ve nefret, yaklaşan ölüm sessizliğinin sinsiliğini taşıyan bir girdap gibi önüne çıkan her şeyi içine çekerek yok edip yutuyordu. Kör Salih'in bir tarafı göçük ahır duvarının arkasına sinmiş, gözü hiç bir şey görmeyen kirli sakallı birkaç adam tuzaklarına birilerini düşürmenin hararetiyle çömeldikleri yerde taktik belirlemeye çalışıyordu. Ara sıra siper ettikleri Kör Salih'in yarısı göçük ahır duvarının yan tarafından sarkarak görüş sağlıyor, ellerine geçirdikleri ne var ne yok, karşı tarafa fırlatıyorlardı. Kavganın bütün şiddetiyle devam ettiği sırada gür bir ses mahşeri gürültüleri yırtarak ortalığı sessizliğe boğdu.

_ Ola deliganlıysaz garşıma çıkın, avratlar kimi duvarların arkasına pusmayın... Yankılanan ses sanki arkasına sığındıkları duvar olmuş kirli sakallı adamların üzerlerine çökmüştü. Bir an ne yapacaklarını bilemedi, donup kaldılar. Kendilerine edilen hakaretin utancıyla sus pus olmuş, bıçak vursan hiç birinden kan akmazdı. İçlerinde en genç olan Memed buna daha fazla dayanamadı ve dimdik ayağa fırlayarak ortaya çıkmakta tereddüt etmedi.

_ Ola babası yedi köyün çobanı, at hırsızı, merteksiz Veli, sen kime avrat diyorsun? Aha da buradayım, ne diyecen, de şimdi... Kuşağında taşıdığı Alman toplusunu mermisi hazneye sürülmüş vaziyette çekmiş, sağ elinde ateşlemeye hazır bekliyordu. Yanındakilerin bütün çabasına rağmen Memed bir daha duvar dibine sinmedi ve karşılıklı çekilen silahların tetikleri düşürüldüğünde geri dönüşü olmayan bir yola girilmişti. Kadınların feryat, figan çığlıkları en ücra köylerden bile duyulmuştu.

Bekir patlayan silahların yankılanan sesiyle yükselen feryatları duyar duymaz Gülistan kadına hak vermiş, gösterdiği yola yönelmişti. Hiç durmadı ve ayakları beline değerek koşmaya başladı. Soluk soluğa kan, ter içinde eve vardığında kapı ardına kadar açık ve kimseler ortalarda görünmüyordu. Ne Berfu anasından, nede o gün kendisiyle tarlaya gelmeyen babası Memed'ten bir ses seda vardı. Bakındı, olabilecekleri her yere... Bakındı ancak, hiç bir yerde onları bulamadı. İçine bir korku tıp etti. Yoksa yoksa kavga edenler bizimkiler mi diye düşünmeden edemedi. Büyük bir kalabalık uğultularla köyün ortasına doğru koşuyordu, o da koşmaya başladı. Kör Salih'in kapısına varmıştı ki, biriken insan seliyle burun buruna geldi. İnsan kalabalığından hiç bir şey görünmüyordu. Orta yere toplaşanlar ya ağlıyor, ya da dizlerine vurarak hayıflanıyorlardı. Birçok kadın sökün ederek yerde yatan Memed'in etrafında bir halka oluşturmuş, yeri göğü inleten ağıtlar yakmaya başlamıştı. Ağıt yakan kadınlar arasında Berfu anasının haykıran çığlığını duyunca dehşete kapıldı, eli ayağı boşaldı Bekirin. Soluk alışı hızlandı, göğüs kafesi patlarcasına kabarıp kabarıp inmeye başlamıştı.

Son bir gayretle toplanan kadınların arasından başını uzatarak baktığında Babası ağıt yakan kadınların ortasında kanlar içinde boylu boyunca ve hareketsiz yerde yatıyordu. O an Dünya başına yıkıldı, gözleri karardı, ayakta duramadı, olduğu yere yığıldı kaldı Bekir...

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan