Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 43
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 3 Gün Gelmedi
abdullahank 155 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 244 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 249 Gün Gelmedi
atlantis 270 Gün Gelmedi
baris dursun 270 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 279 Gün Gelmedi
adacala 280 Gün Gelmedi
admin 282 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 282 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
KALIN ÇERÇEVELİ ADAMLAR VE KENAN ÖĞRETMEN
Yazar Fakir - Mayıs 30 2012 - 22:52:15
KALIN ÇERÇEVELİ ADAMLAR VE KENAN ÖĞRETMEN/Osman Kamacı

Osman Kamacı Son günlerde yaşanan ve gündemi yoğun şekilde meşgul eden tartışmalar öğrencilik yıllarında yaşadığım bir olayı hatırlattı.

Sanırım lisede son senemdi. Dışarıda dondurucu bir hava var, şiddetli fırtınanın sınıfımızın camlarını nasıl dövdüğünü dün gibi hatırlıyorum. Ayazların sökün ettiği o gün hiç kimse dışarıya çıkma cesaretini göstermemiş, teneffüs boyunca sınıfta zaman geçirmeyi yeğlemişti. Şakalaşmalar ve bildik haşarılıklar her zaman olduğu gibi o günde gırla gidiyordu. Tebeşiri eline alan Kara tahtaya bir şeyler yazıyor, ardında keçe silgiyle anında siliyor, bıraktığı an başkaları devam ediyordu. Beyaz tebeşirler tahtanın siyah zemine çeşitli şekil ve semboller çizmek için durmadan el değiştiriyordu. Birçoğumuz sevimli bulmasak da bir sonraki dersimiz Matematik ve ders öğretmenimiz Kenan Bayraktar’dı. Bir fırsatını bulup beyaz tebeşiri ele geçirmiştim. Ve muziplik olsun diye aklıma gelen militanca bir cümle yazmaya karar verdim. Ders zilinin çalmasına ve öğretmenin derse girmesine çok kısa bir süre kalmış, sınıf kapısı açıldı açılacak. Buna rağmen yazmaya başladığım cümleyi tamamlamaya çalışıyordum. O yılarda solcular arasında hit olmuş belli başlı bazı sloganlar vardı. Bunlardan biri de “ Faşizme ölüm, Halka Özgürlük,, şeklindeydi. Birden o bildik slogandan esinlenerek bir uyarlama yaptım ve siyah zeminin tam ortasına herkesin rahatlıkla görebileceği şekilde büyük harflerle yazarak bitirdim. Son nokta ders zili ile senkronize bir şekilde aynı zaman diliminde çakıştı. Etrafıma bakındığımda bütün arkadaşlarımın sıralarına geçtiğini fark ettim. Ve ayıp olmasın diye elimdeki tebeşiri kara tahtanın alt kenarına bırakarak ön safta bulunan sırama geçtim. O telaşla yazıyı silmeyi unuttuğumu anladığımda artık çok geçti. Yazıyı silmeye zaman bulamamış, bu nedenle soğuk terler dökmeye başladığım anlar başlamıştı.

Derken Kenan öğretmen gıcırtılar eşliğinde sınıfın kapısını aralayarak sakin ve her zaman olduğu gibi sevecen bir baba şefkatiyle tahtanın önüne gelerek herkesi selamladı. Benim için o anın felaketten farkı yoktu. Bütün arkadaşlarım “ Sen ne yaptın be Osman,, dercesine gözümün içine bakıyordu. Mahcubum ve bundan dolayı başımı kaldıracak cesareti bulamıyorum kendimde. Kenan öğretmen elinde tuttuğu ders kitaplarını öğretmen masasının üstüne koyarken, gayri ihtiyari tahtaya doğru döndü ve büyük harflerle tahtayı ortalar şekilde yazdığım cümleyle karşılaştı. Sanki o an kocaman bir beton bloğuna çarpmıştı. Bir süre hareketsiz şekilde öylece kalakaldı. Tahtaya yazdığım “KENAN BAYRAKTAR’ A ÖLÜM, ÖĞRENCİYE ÖZGÜRLÜK,, yazısı adeta yanıp sönen neon ışıkları gibi duruyordu. Çok çaresiz ve hiçbir şey yapamama aczi içindeydim. Büyük bir utanç sarmalı içine yuvarlanmış, üç gün önce doğum günümde Uğur Mumcu’nun “ Pulsuz Dilekçe,, kitabını bana hediye eden öğretmenimi hayal kırıklığına uğratmak üzereydim. Sınıfta korkunç bir sessizlik hakim olmuş, âdete hepimiz vardık, ama yoktuk gibiydi. Çünkü büyük saygı duyduğumuz o insana karşı şakadan ibaret olsa da, sebep olduğum ve hiç hoş olmayan bir durum yaşanmaktaydı. Hoca kısa bir sessizlikten sonra toparlandı ve sınıfa dönerek “ Ben sizin için bu kadar sıkıcı mıyım çocuklar,, diyerek bir konuşma yapma gereği duydu, kırgın ve keyifsiz bir halde. Bir daha tahtaya döndü ve eline aldığı silgiyle birkaç sallayışta sildi, yazılan ne var ne yok her şeyi... Konuya geçmeden önce birini arıyormuş gibi bütün sınıfı bir göz taramasından geçirdi ve en son sabit bakışlarla bana odaklanarak aradığını bulmuş gibiydi. Veya bana öyle gelmişti. Daha fazla dayanamayacağımı düşündüm ve dersi terk etmem gerektiğine karar verdim. Tam bu sırada tahtaya işleyeceğimiz dersin konu başlığını yazmaya başladı. Ders boyunca sırada bir canlı ceset gibi duruyorum. Anlatılan konuyu değil takip etmek, göremiyorum bile. Çalan teneffüs ziliyle kendimi öyle bir dışarı atmıştım ki, bütün arkadaşlarım şaşkın bakışlarla arkamda bakakalmıştı. Basamakları üçer beşer inerek bol oksijenin bulunduğu okul bahçesine attım kendimi. O an dışlanmış gibi bir ruh hali içindeydim sanki. Ama bunun böyle olamayacağını düşünüyor, ne pahasına olursa olsun, hatanın telafisi adına Kenan öğretmen’e olayın tek suçlusu olduğumu itiraf ederek kendisinden özür dilemem gerektiğine karar veriyordum. Tam okulun giriş kapısından içeri girmek üzereyken, Kenan öğretmen de dışarı çıkmak üzereydi. Zaman kaybetmeden dikildim karşısına, mahcubiyet ve utanç karışımı bir duygu yoğunluğuyla. Konu hakkında biraz konuşmamız gerektiğini söylediğimde, bunu bekler gibi bir tavırla karşıladı. Ne kadar üzüldüğümü görmüş olacak ki, ben yaşananları anlatırken o sözümü büyük bir olgunlukla ve hiç kesmeden can kulağıyla dinlemeye başladı. Anlattıklarım bittiğinde artık gözlerinin güldüğünü görebiliyordum. Bu hareketim hoşuna gitmiş olacak ki, bana biraz daha yaklaştı ve o sevecen tavrıyla saçlarımı okşamaya başladı. Bu davranışım onu çok duygulandırmış, keyfini yerine getirmeye yetmişti. Neredeyse bunalıma girmek üzereyken yaşadığım bu olay sayesinde duyduğum ve uzun yaşam maratonumda örnek alacağım özlü ve etkili bir konuşma yaptı. O konuşmasının içinde geçen öyle kelimeler vardı ki, özür dilemek için tereddüt geçirmediğim için ne kadar haklı olduğumu görmüş olmuştum. Tahmin ettiğim gibi yazı karakterinden dolayı bana ait olduğunu anlamış ve arkadaşlarım arasında rencide olmamam için büyük bir çaba harcamıştı.

Daha önemlisi, son konuşmamızda bile aynı özeni göstermiş, affetmenin büyüklüğünü şu sözlerle göstermişti.

_ “Bak Osman; Hata biz insanlara mahsus bir davranış biçimidir. Hepimiz hata yapabiliriz. Önemli olan hatalarımızdan ders çıkartarak telafisi adına gerekli hamleleri zamanında hayata geçirmemizdir. Bunu gerçekleştirirken asıl amaç kırıp döktüklerimiz için özür dileme erdemin de bulunmamız önemlidir. Bundan dolayı ben bu meziyetlere sahip olduğunu görüyor, davranışından dolayı seni tebrik ediyorum.,, Cümlesinin sonunda elimi sıktı ve içinde bulunduğum berbat durumdan beni çekip çıkarmıştı. Bu davranışı ile saygıdeğer Kenan Öğretmen’in nazarımdaki değeri adeta tavan yapmış, ona neden saygı duyduğumuzun haklılığını bir kez daha görmüştüm.

Durup dururken bu da nereden çıktı diyenleri duyar gibiyim. Bunu şunun için anlattım. Son günlerde Uludere’de Türk Hava Kuvvetleri tarafından bombalanarak öldürülen 34 Kürt insanı için Devlet özür dilesin mi? Dilemesin mi? Tartışması bir türlü ülke gündemden düşmediğinden dolayı anlattım. Evet, bir hata vardır ve bu hatanın manen telafisi için Devlet’in bir an önce büyüklüğünü göstererek çocukları öldürülen ailelerin acılarını hafifletecek erdemi sergilemesi gerekiyor. Tazminatsa tazminat demenin hiçbir zaman Roboski ‘de yaşanan acıları dindiremeyeceğini, aksine acıları daha da derinleştireceğini, vicdan sahibi her insan gibi hepimiz biliyoruz. Keşke tazminatsa tazminat söylemi yerine, inatlaşmaya feda edilen özür gibi daha meziyetli ve daha erdemli bir söylem ifade edilmiş olsaydı. Eğer Devleti temsil eden hükümet zamanında maneviyat üzerinde hareket etmiş olsaydı, durum daha farklı gelişecek, bölge insanının Devleti anlama algısına da katkı sunmuş olacaktı.

Hala bir şansımız var mı derseniz?

Evet, şanslar her zaman vardır, yeter ki kullanmasını bilelim…

Nedir diye soracak olursanız?

O da şudur…

Kalın gözlüklü adamlar yerine, Öğretmen Kenan Bayraktar gibi idealistlerin siyasetin içinde de ön plana çıkmalarıdır. Eğer empati kurabilen, sağduyu ve sorumluluk anlayışıyla Halka inen siyasiler bu bilinçle hareket eder, Halk olma erdemini içlerine sindirerek bunu bir yaşam felsefesi haline getirebilirlerse, işte o zaman bu şansı yakaladık demektir. Halkı aşağılamadan, ötekileştirmeden ve en önemlisi Halklar arasında ayrıştırıcı tavır ve davranışlara prim vermeyen politikalar geliştirir, popülist yaklaşımlardan uzak dururlarsa bu şans yine mümkün olabilir…
osmankamaci@hotmail.com

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan