Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 30
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 2 Gün Gelmedi
abdullahank 153 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 243 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 248 Gün Gelmedi
atlantis 269 Gün Gelmedi
baris dursun 269 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 278 Gün Gelmedi
adacala 279 Gün Gelmedi
admin 281 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 281 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
O MERET TİLKİ VAR YA!
Yazar Fakir - Temmuz 14 2010 - 20:47:48
O MERET TİLKİ VAR YA!/Osman Kamacı

Osman Kamacı Cep telefonum uyarladığım hafif müzik melodisiyle çalarken, henüz yeni bir görüşme yapmış ve kapatmıştım. İki kere çaldıktan sonra, ancak üçüncü ısrarlı çalışında açmaya muvaffak olabildim. Ekranda kardeşimin ismi belirince, heyecanla aç tuşunu devreye sokarak selamlaşma faslına geçtik. Kolay değil bin altı yüz kilometre öteden, yani yıllar önce terki diyar eylediğimiz Ardahan’dan arıyordu.
Ne zaman Ardahan’da oturan kardeşim İbrahim’in ekranda ismi belirse, acaba bir şey mi oldu diye endişe eder, ürperirim. Bazen dayanamam ben ararım merakımdan; uzun uzun devam eden sohbetlerle konuşmamızı sürdürürken. Genelde havalar nasıl’la başlar, hal, hatır sormalar ile süslenir, dakikalarca süren ve özlem dolu duygularla dile getirilmeye çalışılan ne var ne yok, her şey. Çünkü bitmez benim bahtı kara memleketimin dertleri ve çetrefilli sorunlar yumağı halindeki hayat hikâyesi. Yağmur yağar, topraktan evleri çökme tehlikesiyle kâbus yaşamalarına neden olur. Yağmur yağmaz, kısa yaz döneminin dört ayı kurak geçer ve ektikleri tarladan ürün, biçecekleri çayırlardan ot alamazlar. Geçim kaynağı olan hayvancılık gerek hastalıklarla boğuşarak, gerekse para etmemekle adeta yerlerde sürünür. İşte bütün bu olumsuz şartlara rağmen, kaderlerine razı bir şekilde, büyük umutlarla bir dahaki yazı bekler, yinede ağızlarında şükretmeyi düşürmezler. Bölgenin Doğa şartlarına endeksli yaşam halini bende yaşayarak, bildiğimden anlıyorum, ülke’min doğu yakası son kalesinde yaşayan kardeşlerimizin derdinden.
Telefonun aç tuşuyla birlikte, selamlaşma faslı, hal hatır sorma derken, acaba bir şey mi oldu korkusuna kapıldığımı anlayarak arama sebebini sıralıyor, bin altı yüz kilometre ötede, o teknoloji harikası aletin diğer ucundaki İbrahim…
_ Ya abi sorma başımıza ne geldi? Bir anda adeta damarlarımdaki kan dolaşımı durdu sandım.
_ Hayırdır inşallah, ne oldu?
_ Abi belki inanmakta zorlanacaksın, ama maalesef bu da oldu işte…
_ İbrahim anlat bakalım, neler oldu. Meraktan öldürme beni.
Babamın çok önemli sağlık sorunları olduğu için, yıllardır hep bu sağlık sorunları tekrarlanacak korkusunu taşıdım. Bundan dolayıdır ki, hep hayırdır inşallah diyerek gelen telefonlara sarılmışımdır. Neyse ki konuşmamız devam ederken böyle bir korkunun şimdilik yersiz olduğunu kavrıyorum.
_ Telaş etme abi, başında da söyledim inanamayacaksın diye... Sesi üzgün, fakat muzipçe bir tebessüm hissi veriyordu. Üzülüyor mu, gülüyor mu belli olmuyordu.
_ Anlat İbrahim, seni dinliyorum… Dememle birlikte sıraladı, nasıl söyleyeceğini daha önceden düşünmüşçesine. Daha fazla konuyu uzatmadan başladı anlatmaya.
_ Annemin elini tilki ısırdı…
_ Hadi canııııım, şaka mı şimdi bu… Biraz rahatlamıştım, basit bir hadiseymiş gibi. Hem sonra tilkinin annemle ne işi olabilirdi.
_ Sana söyledim inanamayacaksın diye... Bir soluk aldıktan sonra, başladı olayın nasıl geliştiğini en ince ayrıntılarıyla anlatmaya.
Belki Tilki kuduz olur ve hasar gören parmaklarında tendonlarla ile ilgili bir sorun olabilir diye Anne’mi zaman kaybetmeden Köyden Ardahan’a hastaneye getirmiş. Bu yaştan sonra bir Tilki’nin azizliğine uğrayarak, bu durumlara düşmekte varmış, cefakâr anacığımın bu son demlerin de. Doktor Tilki ısırığına inanmasa da, ilgilenmiş ve önemli bir şey olmadığını söylemiş. Buna rağmen her ihtimale karşı da, bir kuduz iğnesi yaptıktan sonra geçmiş olsun diye göndermiş. Daha fazla konuşmadan, olayı birinci elden duymak istiyorum. Daha doğrusu kurnaz Tilki’nin gazabına uğrayan anamdan duymak için sabırsızlanıyor ve İbrahim’den annemi istiyorum.
_ Annem yanında mı? Müsaitse ver onunla konuşmak istiyorum…
Uzattı telefonu, La Fontaine masallarında dinlediğimiz o kurnaz Tilki’nin gazabına uğramış güzel anacığıma. Annem ve Babama oldum olası bir arkadaş, bir dost gibi hep isimleri ile hitap ettim. Bu yüzden anneme ve babama isimleriyle hitap ediyorum diye yakın çevrem içerisinde garip bakışlarla karşılandığım da çok olmuştur. Bunu bir saygısızlık göstergesi olarak algılayanlar da çıkmıyor değil. Ama onlar alışıklar ve bende hiç sıkıntı yaşamıyorum. Tam tersi, yapay anne ve baba deme gayreti içerisine girdiğim zaman kendimi gülünç duruma düşmüş gibi hissederim. Başlıyorum aynı alışkanlıkla tilki kurbanı anacığımla Kürtçe sohbet etmeye.
_ Besse zavallı Tilkiyle senin ne işin vardı? Diyorum ve bir yandan da muzipçe gülmelerime engel olmaya çalışıyorum. Benim duruma güldüğümü hissediyor, o da başlıyor gülüşmelere ve başlıyor güzel üslubuyla tilki çıkarmasını, noktası virgülüne anlatmaya.
_ Ben sana kurban olayım Osman… Önemli bir şey yok, hafif bir sıyrık… Sıyrık diyor ama anlatılana göre tilki resmen elini parçalamış. Böyle söylemesinin sebebi, endişe duyup üzülmemi istemiyor olduğu içindir. Annemle konuşmalarımızı genelde daha rahat konuştuğumuza inandığım Kürtçe ile yaparız. Türkçede çok iyi konuşur, fakat böyle daha iyi anlaştığımıza inanıyoruz her nedense.
_ Hele anlat anacığım, şu tilki meselesi nasıl oldu…
_ Ben sene kurban, o meret tilki rahmetli Mısto gilin evine girmiş, Haydar’ın çocukları kovalamışlar, o meret’te can havli ile gelmiş, açık bıraktığımız avlu kapısından içeri girmiş. O sırada ben de aşhaneden çıkmaktaydım, birde baktım o meret tilki follukta yumurtaların üzerinde civcivlerini korumaya çalışan tavuğun üzerine hücum ediyor, bende peşine ahıra girdim…
Tabi bu arada o anlattıkça ben çoktan kopmuş, gülme krizlerine girmiştim bile. Kahkahalar atarak sadece dinliyorum. Ara sıra o da gülüyor, o meret tilkinin parçaladığı parmak acısını unutarak. Bir yandan da durmadan devam ediyor onunla nasıl cebeleştiğini.
_ O anda elime alabileceğim bir sopa falan da bulamadım. Her zaman kapının dalında kürek olurdu, süpürge olurdu. Aksilik ya, her zaman yerinde olan hiç bir şey gözüme ilişmedi. O an meret’le göz göze geldik, beni eli boş gördü ya, daha rahat hareket etmeye başladı. Baktım tavuğu boğazlayacak, ben biraz daha üzerine doğru yürüyerek, gayri ihtiyarı ellerimle hareketler yaparak hoşt, hoşt diye korkutmaya çalıştım. Daha ne olduğunu anlayamadan o meret tilki parmağımı kaptı. O kocaman dişlerini geçirmiş, adeta parmaklarımı ağzımda çiğniyordu. Meretin gözü dönmüş, kudurmuş bir haldeydi. Zor bela elimi ağzından kurtardım…
Benim artık dayanacak halim kalmamış, yere çömelmiş vaziyette sadece gülüyordum, anacığımın bu trajik komik haline. Kadıncağız kim bilir ne acılar çekiyor, oysa ben göbeğim çatlayıncaya kadar güldüm, güldüm, güldüm.
O kadar saf, tertemiz ve mizahi bir üslupla anlattı ki, gülmemek için duygusuz olmak gerekirdi. Belki o meret Tilki anacığıma çok acı verdi ama ilk defa anamla konuşurken bu kadar karşılıklı gülmeme vesile oldu. Bu yazıyı yazarken bile konuşmalarımız aklıma geldikçe kıs kıs gülmekten kendimi alamıyorum. Büyük geçmiş olsun sevgili anacığım. Beni çok güldürdün, Allah’ta seni güldürsün he mi? Tilki’ye ne mi oldu? Bende merak ettim ve ne olduğunu Besse’ye sordum. Bana söylediğine göre mahallenin köpekleri kovalamışlar ama akıbeti hakkında hiçbir bilgisi olmadığını söyleyerek, bedduasını eksik etmedi.
_ İnşallah bizim Keftar o meret’i boğmuştur…
Âmin anacığım, âmin… Tekrar geçmiş olsun. Ve bir daha o meret Tilki’lerden uzak dur… Tamam mı?
osmankamaci@hotmail.com

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan