Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 33
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 2 Gün Gelmedi
abdullahank 154 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 243 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 248 Gün Gelmedi
atlantis 269 Gün Gelmedi
baris dursun 269 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 278 Gün Gelmedi
adacala 279 Gün Gelmedi
admin 281 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 281 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
ORADA KENDİNE İYİ BAK DOSTUM
Yazar Fakir - Nisan 20 2010 - 23:51:27
ORADA KENDİNE İYİ BAK DOSTUM /Osman Kamacı

Osman Kamacı Hava ayaz mı ayaz...

Sokak ve caddeler insanlardan arınmış, adeta in, cin top oynuyor. Daha bir gün önce mahşer yeri gibi hareketli kalabalıklara sahne olan bu sokaklarda bomba düşmüş gibi bir sessizlik hâkim. Kar yağışı lapa lapa devam ederken, tipi ile beraber kopan fırtınalar camları dövüyordu. Bir ara dışarı çıkıp iliklerime kadar hissetmek ve dondurucu, Sibirya soğukları ile bütünleşerek sokaklarda yaşayan onlarca sahipsiz ve kadersizi yaşamak istiyorum kendimce. Kimi metruk bir yıkıntının içinde, kimi bir apartmanın kalorifer kazan dairesinden dışarıya buhar tahliye eden baca kenarında donmamak için ısınmaya çalışıyor, ta ki oralardan birileri tarafından kovalanarak bir kedi, bir köpek muamelesine tabi tutulana kadar. İşte onların yaşadıklarını yaşamak istiyorum, tezatlarla dolu bu acımasız hayattan biraz olsun uzaklaşıp, gerçeklerle bir kez daha yüzleşmek istercesine...

Bir yanım çık karış, kaderin ve acımasız hayatın ezip geçtiği o kara bahtlı sokak çocuklarının arasına. Birkaç saat’te olsa, yaşa onlar gibi; bak bakalım ne kadar tahammül edeceksin. Bir yanım ise otur oturduğun yerde, bu saat’ten sonra neyi değiştirebilirsin ki diyor, sorumsuzca. Yaşamakta olduğum bu anlamsız ve ikilemli kararsızlıklar içinde gidip gelirken, sağduyu olmanın vermiş olduğu sorumlulukla o örselenmiş ve yok sayılan duyguları yaşamak istiyorum, farklı bir Dünyaya seyahat etmeye çıkıyormuşum gibi. Oysa gitmek için bunca iç hesaplaşmalarımın sebebi sadece iki adım ötemde ve aynı gezegende beraber yaşadığımız hayatın acımasız tokadını yemiş kadersizlerin yaşamak için bir yerinden tutunmaya çalıştıkları karanlık dünyasıydı. Esen fırtınaların dondurucu etkisine rağmen, üzerlerindeki partal giysilerle direnç göstererek, yaşama sarılan o körpecik bedenleri düşündükçe olamaz; mutlaka yapılabilecek bir şeyler olmalı diyorum, vicdani bir rahatsızlıkla. Bu duygu çıkmazı içindeki bocalamam sürmeye devam ederken, bir ara sıcacık evimin salonundan dışarıyı seyre dalmış, elimde tuttuğum kelebeklerin papatyalar üzerinde uçuştuğunu tasvir eden kupamla kahvemi yudumlamaya çalışıyorum. Fırtınalar bütün şiddetiyle eserken, dağıtıyor önünde ne var, ne yok. Kulakları sağır eden gürültüler kopararak karşı binanın bahçesindeki kavak ağacını âdete kökünden sökmek için sallıyor bir sağa, bir sola. Caddede geçen birkaç araba hiçbir şeye aldırmadan uzun farlarını yakmış halde hantal ve homurtuyla ilerliyor, silecekleri camlarda biriken karları her iki tarafa atarken. O anda kaldırımlarda birkaç kedi ve köpek sahneye çıkıyor, apartman önlerindeki çöplerden bir şeyler bulma umuduyla, karıştırıyor, dağıtıyorlar her tarafa salma saçak.

Öyle ya;

Onlarda yaşamak zorundaydı. Çöpleri dağıttıkları için apartman görevlileri tarafından kovalansalar da, biraz sonra tekrar aynı şeyi yapıyorlardı, hiç bir şeye aldırmadan. Sıcacık evde bütün bunlara şahit olurken, bencil yanım, duygusal yanımı baskı çemberine alıyor, bana neci bir egoistlikle. Bir ara baskın geliyor, hiç bir şeyi umursamadan. Bu şartlarda dışarıya çıkmak akla zarar diyor, siliyorum kafamdan, bir daha düşünmemek üzere.

Bana ne…

Macera mı arıyorum? Bir elimde kelebeklerin üzerinde uçuştuğu papatyalarla tasvir edilen kupamla kahvemi yudumlarken, diğer elimde günlük gazeteleri karıştırıyorum amaçsızca. Dışarıda kıyamet mi kopmuş?

Bana ne…

Uzat ayaklarını, aç televizyonu, seyre dal magazin programlarını zaplayarak. Jet Sosyete nerede kayak yapıyor, hangi gece kulübünde kim nasıl eğlendi, bunlardan haberdar olmak varken; Bana ne? Sokak çocuklarından, açlıktan ölmemek için can havliyle çöplere dalan kedilerden, köpeklerden.

Fakat daha fazla engelleyemiyorum içimde kopan fırtınaları. Silip atamıyorum Satılmışın iki sokak ötede bir bankın üzerindeki o hüzün dolu boş vermişliğini. Bana ne diyemiyorum ve bir gün hayata son voleyi burada atmaya kendini şartlandırmış olmasını bir kenara atamıyorum, içim sızlayarak. İyi bir ailesi, mutlu bir hayatı, zevkle kurduğu bir işi vardı Satılmışın. Saygın bir esnaf ve çok iyi bir babaydı Satılmış. Sevilirdi yaşadığı çevrede, çok düzgün bir adamdır diye...

Ne zamana kadar mı?

Taki mekân tuttuğu o bankın ayrılmaz müdavimi olmasına neden olan çıkmazları ve riyakârlıkları yaşadığı o güne kadar… Sarıldı bir gün, beynini ve benliğini teslim alan o kahverengi şişenin içindeki kahpeye. Bir daha ayrılamadı, bir sevgiliymiş, bir dostmuş gibi, teslim oldu, kapıldı cazibesine herkesi şaşırtarak! O koskoca adam bir süre sonra silikleşti, amaçsız ve hayatta hiçbir beklentisi olmayan ve herkesin acıyarak baktığı bir zavallı olarak buldu kendini, bir kenarı kırık o bankın üzerinde.

Önce işini, sonra ailesini unuttu;

Uzaklaştı, bir zamanlar anlam verdiği bütün değerlerinden. Vurdu kendini sokakların acımasız dünyasına. Hayatında anlam ifade eden yaşanmışlıklarına sünger çekerek kapattı, satır satır yazdığı ve çok şey ifade eden o renkli sayfaları. Fazla kimseyle konuşmaz, hapis olmuş kendi dünyasına, elindeki kahverengi şişe tek dostu, tek sırdaşıymış gibi. Ara sıra ziyaret eder, otururdum bir kenarı kırık o bankın sol tarafına. Beni gördüğüne sevindiğine inanmamı isterdi, göz pınarlarında süzülen kadife yumuşaklığındaki yaşlarını fark ettirmeden titreyen elleriyle silerken. Biliyordum, derinlerden gelen o gözyaşlarının arkasındaki sarsıntıları ve nedenlerini. Biliyordum içinde kopan ve kendisini darmadağın eden o fırtınaları. Biliyordum ama inemiyordum derin dünyasındaki gizlere. Biliyordum; ama hiçbir zaman cesaret edemedim, oradan çekip çıkarmaya. Zifiri karanlık, dipsiz bir dehlizdi içine hapis olduğu. O karanlık dehlizin içinde boğuşuyordu kendince çıkamayacağını bile bile. Uzatılan bütün elleri geri çeviriyor “bu benim kaderimdir, yaşamalıyım,, diyebilecek kadar da onurluydu, kendisiyle hesaplaşırken. Teslim oluyorum, uyuşturucunun ve benzeri lanetlerin esiri olan o kadersizlerin ve Satılmış’ın benliğimi saran dramlarına. Nefes almanın bile zorlaştığı bir akşamda vurdum kendimi efkâr kokan ve acı hayatların yaşandığı, uçsuz bucaksız sokakların sis perdesi arkasında gizli kalmış hoyrat ve acımasız derinliklerine. Çarpıyorum kapıyı sokaklardaki bütün karanlıkları ciğerlerime kadar teneffüs ederken. Uğultunun ve tipinin aman vermediği bir anda dalıyorum diz boyunu geçen karın içine. Sokağımızın maskotu Cango birkaç adım ötemde, tıpkı dün akşam olduğu gibi bugün de bir duvarın dibine kıvrılmış, yanından geçenleri umursamayan bir sessizlikle. Belli ki günün bütün yorgunluğunu üzerinde atmanın keyfini çıkarmaya çalışıyordu. Dünya yıkılsa umurunda değil. Sesleniyor ve elimdeki kartopunu fırlatıyorum belki her zamanki gibi etrafımda fink atar diye.

_ Hey tembel çocuk uyuyor musun yine…

Cango hiç aldırmıyor bile, hafifçe başını yukarı doğru kaldırarak seni gördüm dercesine önemsemiyor bugün beni her nedense? Adımlarımı sıklaştırarak devam ediyorum kasvet kokan sokakta tipiyle boğuşarak. Bir an önce ulaşmak istiyorum, yakası ve kol ağızları dağılmış paltosuyla bu ayazda direnmeye çalışan, Saçı ve sakalı birbirine karışmış, iki sokak ötede bir kenarı kırık bankın üzerinde bulacağımı umduğum Satılmışa. Kim bilir? Belki o kahverengi şişeye sarılmış halde büzülmüştür kahrolası kırık bankın veya arkasındaki duvarın bir kenarına. Bir terslik olacakmış gibi, içimde tarifsiz bir korku ürpertisi dalgalanıyor, anlamsız şekilde. Yaklaştıkça heyecan katsayımın yükseldiğini hissediyorum, akla gelebilecek her türlü olasılığı düşünerek. Biraz daha adımlarımı sıklaştırıyorum, anlaşılmaz bir telaş ve endişenin etkisiyle. Sanki kendiliğinden koşmaya dönüşüyor adımlarım. Hızlanan adımlarımın beni götürdüğü ara sokağa yaklaştıkça bir şeylerin yolunda gitmediği daha iyi anlaşılıyordu, çalan Ambulansın sirenlerinden ve bir anda biriken insanların çaresizce sağa sola bir şeyler anlatmaya çalışan feryatlarının yankılanıyor olmasından. Bir felaketin yaşandığını görebiliyordum, endişe ve korkuyla. Bir adım önümde duran konuşmaları pür dikkat dinliyorum, artık yapabilecek hiç bir şey’in kalmadığını anlayarak. İki kadının konuşması Satılmışın amacına ulaştığını duymam için adeta kahredici bir kâbus oluyor bu akşamüzeri.

__İstanbul’un göbeğinde insanlar soğukta donuyor bu nasıl bir şeydir be kardeşim… Birilerini suçlarcasına yanındaki kadına elleriyle hareketler yaparak bir şeyler anlattı bir süre, Ambulanstan inen sedyeyi göstererek.

__ insanlık ölmüş, sen ne dersen de… Ne biçim bir Dünyada yaşıyoruz? Bu kadar ucuz mu insan hayatı?

__ Adam şarap şişesine sarılmış halde kaskatı kesilmiş, yüzünde kocaman bir tebessümle.

__ Sanki mutluluğa kanat açan beyaz bir şahin gibi, rahat ve huzurlu… Konuşmalar sürerken nemleniyor birçoğunun gözleri belirli, belirsiz. Artık kenarı kırık ahşap bank sahipsiz kalacaktı, Satılmış terki diyar eylerken. Kim bilir, belki yarın başka bir kadersiz gelecekti bir kenarı kırık o banka, aynı kaderi paylaşmak üzere. Kıvrılacak buz kesen soğuklarda dizleri çenesinde çaresizce çırpınarak ve en acısı, onu da fark etmeyeceğiz, nereden ve nasıl oraya sürüklendiğini anlamak istemeden. Sonra İnsanlık ölmüş diyeceğiz, ahkâm keseceğiz, yanı başımızda ölen insanlığı basit bir sedye ile Ambülâns’a kaldırırken. Duygusal anlar yaşayarak insanlığımızdan utandığımızı duyumsayacağız, sanki her gün yanından geçerken dışladığımız insanlık o değilmiş gibi.

İşte gidiyor, her gün yanından geçerken fark etmediğimiz ve bugün insanlık ölmüş diye hayıflandığımız o koca adam. Hanımeli kokan bir tebessümle sonsuzluklara yelken açan kadersiz dostum. İşte gidiyor, acılarını da beraberinde götürürken, son yolculuğuna uğurladığımız bahtsız Satılmış. Ambulans kahrolası sirenlerini çalarak uzaklaşırken, duygu karmaşası içinde acı çekiyor ve insani sorumluluğu yerine getirememenin ayıbıyla hıçkırıklara boğularak sadece arkasında el sallayabiliyordum “orada kendine iyi bak dostum,, diyerek…
osmankamaci@hotmail.com

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan