Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 10
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 3 Gün Gelmedi
abdullahank 155 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 244 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 249 Gün Gelmedi
atlantis 270 Gün Gelmedi
baris dursun 270 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 279 Gün Gelmedi
adacala 280 Gün Gelmedi
admin 282 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 282 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
DEPREMLER VE GERÇEĞİMİZ
Yazar Fakir - Mart 31 2010 - 21:50:55
DEPREMLER VE GERÇEĞİMİZ/Osman Kamacı

Osman Kamacı Bundan bir süre önce Elazığ’da meydana gelen depremden dolayı oluşan büyük hasarlara ve yaşanan can kayıplarına üzüntüyle tanık olmuştuk. Üzülmüştük biten hayatlara, yaşanan dramlara. İçimiz sızlamış, hep beraber eşlik etmiştik, aynı acıyı içselleştirerek. Yüreğimizde onlara yer açmak istemiştik, yıkılan, yerle bir olan kerpiç evler evimiz, kaybolan canlar canlarımız diye. Sokaklarda kalan evsiz barksız insanların o çaresiz bakışlarına ortak olduk, bütün bedenimiz acılar içerisinde kıvranarak. Sonra felaketin simgesi haline gelen bir çocuk çıka gelmişti hepimizi kahrederek. Adı Keko ve 8 yaşındaydı. Keko’nun yerle bir olan toprak evin enkazı arasında ayrılmak istemeyişini seyrederken çoğumuz duygusallık ötesi yıkımlara uğradık, dağıldık onun yürek sızlatan duygularını paylaşarak. O körpecik bedenin kapaklandığı ve enkaza dönen kerpiçten evi gibi darmadağın oldu, bütün duygularımız, iyimserliklerimiz, insanlığımız. Bir ara ellerine balonlar tutuşturmaya çalışarak güzel şeyler söylemeye niyetlendik, belki biraz olsun onu teselli eder, yaşadığı bu kâbustan uzaklaştırırız diye. Ama Keko hepsini elinin tersiyle itmiş, bir kez daha haykırmıştı içindeki fırtınaları. İşte o Keko, enkaza dönen kerpiç yığınları arasında yalnız kurtularak, hayata kaldığı yerde devam ederken, Deprem gibi, sefalet gibi önemli bir gerçeğimizi bir kez daha bize göstermiş olmuştu aslında.

Keko’nun yaşadığı bu coğrafya Deprem kuşağının en aktif bölgesi olduğunu söylemeye gerek yoktur sanırım. Bilimsel araştırma sonuçları ve geçmiş yıllarda yaşanan felaketlerin boyutları bu konuda yorum yapmamıza gerek bırakmayacak kader nettir. Türkiye deprem kuşağı üzerinde bulunan bir ülke olmasına rağmen, kentsel yapılaşmayla ilgili tutarlı bir politika geliştirememenin sıkıntılarını yıllardır yaşıyor. Bina yapılacak zeminler kontrol ediliyor mu? Yerleşim birimlerinin belirlenen sağlam zeminler üzerine kurulmasına özen gösteriliyor mu? Belirlenen bu zeminlerde bina yapmaya uygunluk dereceleri için ön çalışmalar yapılarak gerekli tespitler yapılabiliyor mu? Yine aynı zeminlere, oluşturduğu deprem riski durumuna göre kaç katlı inşaat izni verileceği konusunda gerekli hassasiyetler gösteriliyor mu? Bazı bölgelerdeki zeminler riskli deprem bölgesi olması nedeniyle ancak iki kata kadar inşaat izni veriliyorken, acaba eski alışkanlıklar devam edilerek çok katlı binalar dikilmesine göz yumuluyor mu? Yoksa bir şekilde hala bunlar görmemezlikten gelinerek meydana gelecek felaketlere davetiye çıkarılmaya devam mı ediliyor? Bütün bu sorular gerçekten çok önemli ve zaman kaybedilmeden yaşanan kötü tecrübelerden de ders çıkarılarak, cevap bulması gereken sorulardır.

Bu gerçekler inkar edildikçe .. Depremlerin sık görüldüğü kuşaklarda zorunlu olmadıkça yerleşim birimi, otoyollar, köprüler, barajlar, tüneller yapılmaması gerektiğini ( uzman olmamamıza rağmen ) hepimiz biliyoruz. Bu gibi hassas konulara teknik ekiplerin çalışmaları ışığında riayet ediliyor mu bilemem; ancak bilinmesi gereken bir şey var ki, asla unutulmamalıdır. Deprem uzmanlarının her konuşmasında tekrarladığı bir cümle vardır. “Toplum olarak deprem gerçeğine alışmalıyız,, Evet alışmalıyız ama Dünya ülkelerinin birçoğunda olduğu gibi, afetlere karşı korunma ve bilinçlendirme programları çerçevesinde eğitsel çalışmalara da ağırlık verilmelidir. Okul müfredatlarında Deprem ve doğal afetlerle ilgili dersler okutularak küçük yaşlarda eğitimi sağlanmalıdır. Sadece eğitim bilincini toplum hayatına yerleştirmekle iş bitmiyor tabi. Bunun sonraki aşamaları da hayati derecede önemlidir. Teorik olarak gerekli hazırlıklarınızı eksiksiz yapsanız bile, işin pratik kısmında uygulamalara geçemezseniz bütün her şey anlamını yitirir. Bir yerde eğitim verir, diğer yandan yapılaşmadaki çarpık ve olumsuz gelişmeler devam eder, alt yapı çalışmaları önemsenmezse, o zaman vereceğiniz eğitimin de bir anlamı kalmaz.

Binalar yapılırken, inşaat tekniklerine uyularak, yapıların depremlere karşı dayanıklı olmasına dikkat edilmesi elbette önemlidir. Özellikle İstanbul gibi Deprem riski altında bulunan büyük metropollerde yaşanacak olası can kayıplarının minimize edilmesi bakımında, mevcut riskli yapılar gözden geçirilmelidir. Teknik raporların gerekli gördüğü riskli binalar güçlendirmeye tabi tutularak, belli bir program çerçevesinde gerekli iyileştirme çalışmaları zorunlu hale getirilmelidir. Bütün bu gerçeklerin bilinmesine rağmen hala gerekli tedbirlerin alınmaması düşündürücüdür. Bu kıstaslara azami dikkat edildiğinden emin olmamakla birlikte, 19 Ağustos 1999 yılındaki depremin korkuları bugün hala hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır. Başta İstanbul olmak üzere, büyük şehirlerimizdeki çarpık ve kaçak yapılaşma büyük bir tehlikenin sınırında olduğunu hem bilimsel veriler, hemde mevcut binaların fiziki durumu çok açık bir şekilde göstermektedir. Bu tedbirlerin alınmaması halinde söz konusu bölgelerde ürkütücü senaryoların kaçınılmaz olduğunu unutmamak gerekir. Ancak bu gerçeğin bilinmesine rağmen hala toplumsal boş vermişlik ve bana neci rahatlıkta göze çarpmıyor değil. Uzmanların beklenen büyük bir depremin neden olacağı yıkım ve olası can kayıpları konusundaki çaresiz haykırışlarını önemsemiyoruz. En vahim olanı, hiç bir şey olmayacakmış gibi rehavetle hareket ediyoruz. Söylemesi bile zor ama maalesef bu rahat tavırlar çok büyük trajediler yaşamamıza neden olacak gibi görünüyor. Aynı uzmanların hemen her gün bilimsel veriler ışığında elde edilen sonuçların sadece bir kısmını kamuoyu ile paylaşmaya ve bu konuda toplumsal duyarlılığın gelişmesini sağlamak için çaba harcaması, karşı karşıya olduğumuz felaketin boyutu hakkında yeterli derecede fikir vermektedir.

Büyük şehirlerimizdeki olası deprem gerçeği ve meydana gelmesi muhtemel felaketler kaçınılmaz bir senaryo gibi karşımızda dururken, küçük şehir ve köylerimizde ki durum çok mu iyi? Kesinlikle hayır, durum hiç farklı değil. Hatta özellikle köylerimizdeki durum daha vahim bir noktadadır diyebilirim. Yazımızın başında Elazığlı Keko’nun köyünün durumunu ve yaşanan acıları hepimiz gördük. Ne acıdır ki, bütün köylerimizin durumu hemen hemen aynıdır. Depremlere bile gerek kalmadan, yağan yağmurlarla ağırlaşan evlerin damları içinde yaşayan ailelerin başlarına çökmekte ve buna rağmen aynı evlerde hiçbir onarım yapılmadan oturulmaya devam edilmektedir.

Son günlerde Ardahan’ın bazı köylerinde benzer hadiseler yaşanırken, Göle’ye bağlı benim kendi köyümde de ( Meşedibi-Morofka ) bir çökme yaşandı. Gecenin ilerleyen saatlerinde hayvanların barındığı ahırlarda büyük bir çökme yaşandı. Gece olması ve o saat’te ahırlarda kimsenin olmaması olası bir faciayı önlemiş oldu. Taşlar çimento görevi gören çamur ve balçıkla örülerek duvar haline gelirken, damlar genelde üstü tahtalar ve ince sal taşlarla kapanarak bir metreye yakın toprakla dolduruluyor. Böylesi bir yapı insanların yaşaması için ne kadar güvenli olur, eğer içinde yaşanıyorsa Depreme karşı ne kadar dayanıklı ve korunaklı olur. Bu konuda daha fazla düşünmeye gerek yoktur sanırım. Son günlerde Ardahan ve Göle’nin köylerinde yaşanan çökme vakalarında bir kez daha gördük ki, felaket yaşamak için depremlere gerek yoktur. Bu gerçeği artık çok iyi bilmeliyiz. Ülkemizdeki bilinçsiz yapılaşma devam eder, gerekli çalışmalar başlatılmaz, toprak ve kerpiçten yapılan evlerde yaşamaya devam edersek daha çok Keko’lar tanıyacak, daha çok acılar yaşayacağız.
osmankamaci@hotmail.com

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan